Bize yazın: crohntedavisi@gmail.com
Bilinç Haritası ve İyileştirme Gücü
|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
David R. Hawkins’in “Şifa ve İyileşme” adlı eserinden derlenen bu metin, Bilinç Haritası aracılığıyla insan deneyimini ve sağlığını anlamlandırmak için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Yazar, fiziksel hastalıkların temelinde zihinsel inanç sistemleri, bastırılmış duygular ve bilinçaltı suçluluk duygularının yattığını savunarak zihin ile beden arasındaki doğrudan ilişkiyi vurgular. Korku, öfke ve suçluluk gibi düşük enerjili alanların hastalığa davetiye çıkardığı, buna karşılık sevgi, kabul ve cesaret gibi yüksek frekansların kendiliğinden iyileşmeyi mümkün kıldığı belirtilir. Hawkins’e göre bireyler, dış dünyayı bir kurban gibi algılamak yerine, zihinlerindeki etiketleri ve negatif programları iptal ederek kendi gerçekliklerini dönüştürme gücüne sahiptirler. Stres, dışsal olaylardan ziyade kişinin olaylara yüklediği anlamlardan kaynaklanır ve bilinç düzeyinin yükseltilmesiyle bu baskıların aşılması hedeflenir. Sonuç olarak kaynaklar, ruhsal niyet ve teslimiyetin biyolojik potansiyeli nasıl harekete geçirdiğini açıklayarak bütüncül bir esenlik rehberi oluşturur.
Zihin, bedenin üzerinde kontrol edici bir güce sahiptir ve kaynaklarda aktarılan zihinsel prensiplerin temelini “yalnızca zihnimizde tuttuğumuz şeylere tabi olduğumuz” gerçeği oluşturur. Beden, kendi kendini deneyimleme kapasitesine sahip değildir ve sadece zihnin inandığı, doğru kabul ettiği şeyleri fiziksel bir etki olarak yansıtır. Fiziksel bedenin enerji alanı (kalibrasyon seviyesi 200), zihnin ve inanç sistemlerinin enerji alanından (400’ler seviyesi) daha zayıftır; bu nedenle zihin, barındırdığı inanç kalıplarıyla bedene kolayca etki edip ona hükmeder.
İnanç Sistemlerinin Oluşumu Hastalıklar (alerjiler, ülser, hipoglisemi vb.) ve fiziksel rahatsızlıklar, genellikle kişisel veya kolektif bilinçdışında tutulan inanç sistemlerinin ve bilinçdışı suçluluk duygusunun bir sonucudur. İnsanlar, çocukluklarındaki saf masumiyet ve güven duygusu nedeniyle aileden, çevreden veya medyadan gelen “hastalıkların genetik olduğu” veya “belirli yiyeceklerin hastalıklara yol açtığı” gibi negatif inanç sistemlerini farkında olmadan içselleştirir ve birer “zihinsel program” olarak satın alırlar. Zihin bu telkine (hipnoz benzeri bir etkiyle) inandığında, beden de bu inanca tam bir itaatle karşılık vererek fiziksel düzlemde o rahatsızlığı yaratır.
İnançları İptal Etme Tekniği İnanç sistemlerini “iptal etmek” (canceling), zihnin bu muazzam yaratıcı gücünü kişinin kendi lehine, bilinçli bir şekilde kullanması anlamına gelir. Zihnin sahip olduğu negatif bir inanç her ortaya çıktığında (örneğin “Benim alerjim var” veya “Kolesterolüm yükselecek” düşüncesi), bu düşünce anında fark edilmeli, hiçbir şekilde itirazsız kabul edilmemeli ve iptal edilmelidir.
Bu zihinsel kalıpları yıkmak ve hastalığın üzerimizdeki etkisini sonlandırmak için kişinin kendisine şu radikal gerçeği ifade etmesi gerekir: “Bunu iptal ediyorum. Ben sonsuz bir varlığım ve buna tabi değilim. Ben yalnızca zihnimde tuttuğum şeye tabiyim.”. Bilinçli bir şekilde bu sahte ve kısıtlayıcı inançların yerine hakikat konduğunda, zihindeki negatif düşünce formları etkisiz hale gelir ve beden kendiliğinden bir iyileşme sürecine girer.
Kurban Rolünden Çıkmak ve Gücü Geri Kazanmak Zihinsel prensiplerin en geniş bağlamında, inanç sistemlerini iptal etmek; kişinin kurban rolünden çıkıp, kendi sağlığı ve yaşamı üzerindeki otoritesini geri kazanması demektir. İnsanlar, bir hastalığın veya fiziksel bir problemin nedenini “dış dünyada” (virüsler, yiyecekler, genetik faktörler vb.) arayarak kendi güçlerini dış dünyaya devrederler. Oysa zihinsel işleyişin temel prensibine göre asıl “neden” (cause) zihin düzeyindedir, fiziksel bedende yaşananlar ise sadece “etkidir” (effect).
Bu geniş bağlam, toplumdan ya da aileden gelen negatif düşünce formlarını ve hastalık inançlarını satın almayı reddetme yeteneğimiz olduğunu bize gösterir. Dolayısıyla inanç sistemlerini iptal edebilme eylemi, kişinin bedenine ve deneyimlerine yön veren yegane “sebep”in kendisi olduğunu kabul etmesi ve zihinsel gücünü kendi iyileşmesi için sorumluluk alarak yeniden yapılandırmasıdır.
Bir inancı iptal ettikten sonra zihni nasıl yeniden programlayabiliriz?
Zihni yeniden programlamanın temeli, iptal edilen sahte ve kısıtlayıcı inançların bıraktığı boşluğu “hakikat” ve “sevgi” ile bilinçli bir şekilde doldurmaktır. Bir inancı iptal ettikten sonra zihni şu adımlarla yeniden programlayabilirsiniz:
1. Sürekli Dikkat ve Meydan Okuma: Zihnin olumsuz bir düşünceyi, inancı veya kısıtlamayı ifade etmesine asla itirazsız izin verilmemelidir. Zihnin sahip olduğu gücü kabul ettikten sonra sürekli dikkatli ve kararlı olmalı; negatif bir düşünce fark edildiği an durdurulmalı ve ona hemen meydan okunmalıdır.
2. Hakikati Yerine Koymak: İptal edilen her inancın yerine mutlak hakikat yerleştirilmelidir. Yanlış olanın yerine doğru olan konduğunda iyileşme süreci başlar. Bu gerçek zihne şu şekilde deklare edilir: “Bunu iptal ediyorum, artık buna inanmıyorum. Ben sonsuz bir varlığım ve buna tabi değilim. Sadece zihnimde tuttuğum şeye tabiyim”.
3. Pozitif ve Sevgi Dolu Düşünceleri Seçmek: Negatif düşünce formları iptal edildikten sonra, onların yerine bilinçli olarak pozitif düşünceler yerleştirilmeli ve kişi kendisini sevmeyi seçmelidir. Zihni yeniden programlamak; bedeni, hayatı veya kişinin varlığını “yanlış” bulmak, yargılamak ve eleştirmek yerine, onları takdir etmeyi ve sevmeyi seçmekle mümkündür. Zihindeki tüm yargılayıcı, eleştirel ve saldırgan düşünceler serbest bırakılmalıdır.
4. Sevgi Enerji Alanına Geçiş Yapmak: Zihinsel programlamayı kalıcı kılan şey, zihnin odaklandığı enerji alanıdır. İptal edilen inançların ardından, şifalandırıcı olan Sevgi enerji alanını bilinçli olarak seçmek gerekir. Negatif düşünceler hastalık yaratırken, sevgi dolu düşünceler doğrudan iyileşme sağlar ve beynin endorfin salgılamasını tetikleyerek yeni durumun zihinde yerleşmesini kolaylaştırır.
5. İmgeleme (Görselleştirme) Tekniğini Kullanmak: Zihni arzulanan yeni gerçeğe programlamak için imgeleme teknikleri kullanılabilir. Ulaşmak istediğiniz durumu (örneğin sağlıklı veya arzulanan formda bir bedeni) zihninizde canlandırıp, bu görüntüye karşı neşe ve sevgi hisleri uyandırdığınızda, zihninizin otomatik olarak o geleceğe doğru hareket etmesini sağlayacak yeni bir program kurmuş olursunuz.
Peki bunu pratik egzersizlere dönüştürebilir misin
Kaynaklarda zihni yeniden programlamak, inançları iptal etmek ve iyileşmeyi sağlamak için klinik olarak test edilmiş ve bizzat yazar tarafından uygulanmış çok net pratik egzersizler bulunmaktadır. Bu teknikleri günlük yaşamınıza şu egzersizlerle entegre edebilirsiniz:
1. Radikal Gerçeklik ve “Direnci Bırakma” Egzersizi Fiziksel bir rahatsızlık, ağrı, yeme isteği veya korku hissettiğinizde, zihninizin bu durumu bir probleme dönüştürmesine engel olmak için şu adımları izleyin:
- Zihninizde duruma koyduğunuz isimleri ve etiketleri (örneğin “ülser”, “astım”, “korku”, “açlık”) kullanmayı tamamen bırakın. Bu kavramlar, zihnin satın aldığı programlardır.
- Düşünceleri veya zihninizdeki imgelemleri iptal edin ve sadece bedende o an deneyimlediğiniz yalın fiziksel duyuma (örneğin midedeki yanma hissi, ağız kuruluğu, bacaklardaki titreme) odaklanın.
- Rüzgarda kırılan meşe ağacı olmak yerine, rüzgarla birlikte eğilen bir söğüt ağacı gibi olun. Duyumu reddetmek veya onunla savaşmak yerine ona tamamen teslim olun ve “Daha fazlası gelsin” diyerek onu kucaklayın. Direnmeyi bıraktığınız an, o negatif enerjinin veya acının kaynağı hızla tükenir ve dakikalar içinde yok olup yerini derin bir huzura bırakır.
2. “İptal Etme ve Deklarasyon” Mantrası Negatif bir düşünce, toplumdan duyduğunuz bir hastalık inancı (örneğin “Yaşlanınca gözler bozulur” veya “Kolesterol kalp hastası yapar”) zihninize geldiğinde bunu sözlü veya içsel bir egzersizle anında kesin:
- O inancı fark ettiğiniz an zihninize şunu deklare edin: “Bunu iptal ediyorum. Ben bir zamanlar buna inanan biriydim ama artık buna tabi değilim. Ben sonsuz bir varlığım ve sadece zihnimde tuttuğum şeye tabiyim”.
- Daha sonra iptal ettiğiniz bu negatif inancın bıraktığı boşluğa, kendinizi takdir ettiğiniz ve sevdiğiniz pozitif bir ifade yerleştirin.
3. “En Kötü Senaryo” (Worst-Case Scenario) Egzersizi Zihni ele geçiren derin korku ve anksiyeteleri kökünden çözmek için yapılan bir yüzleşme pratiğidir:
- Korktuğunuz şeyin ne olduğuna bakın ve arka arkaya “Bunun sonucunda en kötü ne olabilir?” diye sorun. Örneğin finansal korkuları takip ederseniz, sonunda “sokakta evsiz bir insan olarak donmak” veya “ölmek” gibi en uç noktaya (kök korkuya) ulaşırsınız.
- Kendi kendinize bu en kötü senaryoyu zihninizde canlandırın (örneğin gece yarısı sokak köşesinde yapayalnız oturduğunuzu hayal edin) ve bu görüntünün bedende yarattığı hisse karşı koymayı bırakın.
- Bu hissi direnmeksizin deneyimlediğinizde, en kötü senaryonun bile yarattığı korkunun sınırlı bir enerjisi olduğunu ve tükendiğini göreceksiniz. Korku tükendiğinde, aslında bu durumun bile seçime bağlı farklı bir deneyim olduğunu anlar ve olayın üzerinizdeki kontrolünü kırarsınız.
4. 10 Basamaklı Derin Gevşeme (Oto-Hipnoz) Egzersizi Zihninizi yeni gerçekliklere çok daha hızlı programlayabilmek (yüksek telkin edilebilir bir duruma geçmek) için şu rahatlama uygulamasını yapın:
- Sessiz bir yerde rahatça oturun veya uzanın ve zihninizde 10 basamaklı bir merdiven hayal edin.
- “Seviye 1” diyerek başlayın ve sadece başınızdaki, yüzünüzdeki kasları gevşetmeye odaklanın. Sonra “Seviye 2” ve “Seviye 3” diyerek boyun ve sırtınızı; ardından “Seviye 4, 5, 6…” diyerek sırasıyla göğsünüzü, karnınızı, kalçalarınızı, bacaklarınızı ve ayaklarınızı gevşetin.
- “Seviye 10’dayım” dediğinizde derin bir rahatlama durumuna geçersiniz. Bu durumdayken, kendinize acı çekmek zorunda olmadığınızı, iyileşmenin mümkün olduğunu telkin edin ve bedeninizi şefkatle sevmeyi seçin. Bu seviyede bilincin odaklanma ve yeniden programlanma gücü maksimumdadır.
5. “Hara Noktasına” Odaklanma Egzersizi İster fiziksel bir acı, isterse de kontrol edilemez bir bedensel dürtü deneyimliyor olun, dikkati bedenin lokal bir noktasından uzaklaştırmak için “Hara” odağını kullanabilirsiniz:
- Dikkatinizi göbeğinizin yaklaşık bir inç (2-3 cm) altına sabitleyin (Japon dövüş sanatlarında da merkeze alınan “Hara” noktası).
- Durum ne kadar zorlayıcı veya cezbedici olursa olsun dikkatinizi sadece bu noktada tutun. Bu pratik sizi lokalize olmuş bir acının veya dürtünün esiri olmaktan çıkarıp, olayı bütünsel, daha geniş bir enerji alanından izleyen özerk bir gözlemci konumuna getirir. Ağrıyı veya hissi vücudun sadece bir yerinde değil, her yerde ve hiçbir yerde olan bulanık bir enerji dalgası olarak deneyimlemeye başlarsınız.
Hara noktasına odaklanmak acı yönetiminde nasıl yardımcı olur?
Hara noktasına odaklanmak, bedenin belirli bir noktasında hissedilen (lokalize olmuş) acıdan ve fiziksel algıdan uzaklaşmayı sağlayan kadim bir meditasyon tekniğidir. Göbeğin yaklaşık bir inç (2-3 cm) altında bulunan ve Japon dövüş sanatlarında da kişinin “merkezi” veya “odağı” olarak kabul edilen bu nokta, acı yönetiminde zihinsel bir araç olarak şu şekillerde işlev görür:
- Lokal Fiziksel Odaktan Uzaklaşma: Acı hissettiğinizde dikkatinizi bedenin acı çeken o bölgesine, fiziksel hislere veya zihnin ürettiği bitmek bilmeyen kaygılara vermek yerine, odağınızı tamamen Hara noktasına sabitlemek sizi o bölgesel kısıtlanmışlıktan kurtarır.
- Özerk Bir Gözlemci Konumuna Geçme: Ne yaşanıyor olursa olsun dikkatinizi ısrarla göbeğinizin altındaki bu noktada tuttuğunuzda, acı deneyiminden bir ölçüde “uzaklaştığınızı” fark edersiniz. Bu durum sizi acının kurbanı olmaktan çıkarır ve kendi deneyimini dışarıdan izleyen “özerk bir katılımcı ve gözlemci” (autonomous participant/observer) konumuna getirir.
- Daha Geniş Bir Enerji Alanına Ulaşma: Lokal bir acıya odaklanmayı bıraktığınızda, tüm deneyim tamamen farklı ve daha geniş bir boyuta taşınır. Yaşadığınız olay dar bir alana sıkışmak yerine, daha genel ve genişletilmiş bir enerji alanında kendiliğinden (spontane bir şekilde) akmaya başlar.
- Kalp Odağına Geçiş: Hara noktasına odaklanmak, bilincinizi lokal fiziksel rahatsızlıklardan kurtarıp, şifalandırıcı olan “kalp” odağına (sevgi ve kabul enerji alanına) taşımanız için bir köprü işlevi görür.
Özetle, Hara noktasına odaklanmak; acıyla savaşmak ya da zihnin acı hakkındaki kaygılarında kaybolmak yerine, bedenin merkezinde sağlam bir şekilde durarak acıyı daha geniş, etkisiz ve sadece gözlemlenen bir enerji dalgasına dönüştürmenize yardımcı olur.